Kabuklar ve Kalkanlar! – Tagore

Kendi yazılarımı paylaştığım burada sizlerle beğenerek okuduğum ve siz takipçilerimin de beğeneceğini düşündüğüm yazıları elimden geldiğince paylaşmaya çalışıyorum.

Bu yazımda da geleneksel hint şiirinin son temsilcilerinden, 913 de gora adlı romanı ile nobel edebiyat ödülünü alan, ana dili bengalce olan ancak eserlerinin çoğunu ingilizce yazan şair -yazar- ressam olan Tagore Rabindranath‘ın beğendiğin bir eserini paylaşacağım umarım beğenirsiniz.

Kabuklar ve Kalkanlar! – Tagore

” Düşünüyorum da, sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.”

Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi, nahif yönlerimizin keşfedilmesi, cesaretsizliğimizin anlaşılması, korkularımızın paylaşılması sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti. Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız. Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında. Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler, Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?

Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi? Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?

Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?

Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?

Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak. Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?

Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin o uçucu, masum, sevimli çocukluğuna el kaldırmaya kıyamaz?

Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi, korkaklığımı, sevgi İsteğimi en insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup bir kuş gibi uçacağım özgürce.

Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.

O da çözülecek belki. Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince. Oysa bir görebilsek bunu. Kalmadı böyle insanlar demesek. Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak. Kırılmaktan korkmasak. İncinsek, yaralansak.

Ne olur bir darbe daha alsak. Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.

Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez. Tekrar, tekrar bıkmadan denesek. Ve kucaklaşsak yeniden. Tıpkı eskisi gibi. Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.

O zaman fark edeceğiz. Ne kadar özlediğimizi birbirimizi. Neler biriktirdiğimizi, kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi. Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa. Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.

Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır. Yüreği daha fazla küstürmemek lazım. Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan. Ve koşulları bir türlü düzelmeyen.

Sevgiye çok ihtiyacımız var.

Ufukta kara bir kış görünüyor. Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri. Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı. Kurtulun bu yükten. Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize. Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.

“Hem hepimiz bir yıldızız. Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi. “

Bir önceki yazımız olan Panik Depresyon ve birazda Delilik başlıklı makalemizde delilik, depresyon ve gece hakkında bilgiler verilmektedir.

Yazıyı Değerlendir
[Değerlendirme: 0 Ortalama 0]

Yorumlarınız benim için değerli