Geleceğimizi çalan kutu

GELECEĞİMİZİ ÇALDILAR

Geleceğimizi çalan kutu 6 Geleceğimizi çalan kutu Geleceğimizi çalan kutuHer şey bu kutuyla başladı…
Önce geleceğimizi çaldılar,
Sonra koca ülkeyi teslim aldılar!..

Salgınla birlikte ülkemizde bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi ekonomik  sorunlar ile başa çıkabilmek adına reçeteler ortaya atılmaya başladığını gözlemliyorum.

Bazı kesimlerce İMF gibi ülkemizin kamburu olarak yıllarca üzerimizde kara bulut gibi çöken bir kuruluşa yönelimleri görebiliyoruz.

Biz ülke olarak bir şekilde bu zor durumların üstesinden gelebiliriz, Japonya ile yada başka bir ülke ile swap hattı anlaşması yapılabilir.

Swap hattı bir çözümdür, ben ekonomi uzmanı değilim fakat sizlere yıllar önce ülkemizin geleceğini çalan anlaşmadan bahsetmek istiyorum.

Marshall planı

İkinci dünya savaşı sona ermiş, ABD kesenin ağzını açmış, ekonomisi çöküntüye giren ülkeleri Sovyetlere kaptırmamak için Marshall planını devreye sokmuştu.
 
Türkiye dahil 16 Avrupa ülkesine hibe şeklinde gönderilen yardımların en önemli kalemi süt tozu’ydu.
 
Sadece hibe etmiyorlar, ilkokul çocuklarına içirilmesini şart koşuyorlardı.
 
Teneke kutularda gönderilen süt tozu, öğretmenler odasındaki gaz ocaklarında suyla karıştırılıyor, kaynatılıyor, çocukların evlerinden getirdikleri bardaklarla servis ediliyordu.
 
Tadı sütten biraz farklıydı, ağır bi kokusu vardı, 1960’lara kadar zorla içirildi.

“ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM AMAN”

Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. 

Marshall Planı çerçevesinde ABD’ye sunulan rapor, Kongre’de ele alındı ve 3 Nisan 1948 tarihinde yardımın finansmanının sağlanması için Ekonomik işbirliği Kanunu kabul edildi.

ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir.
ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracatını keşfetmiştir.

Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır.

Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur.
Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır.

Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır.

Türk insanı zeytinyağından soğutularak mısır özü yağına ve margarine alıştırılır.

Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz.

Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir.

Bununla da kalınmaz, zeytinyağını kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman…” diye türkü sipariş üzerine 2 Kasım 1954 tarihinde İhsan Kaplayan’ dan kaynak gösterilerek Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir. Kısa sürede ülkenin en popüler türküsü yapılır.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’yi Marshall Planı’na dâhil etme kararından sonra, söz konusu yardımdan yararlanabilmek için 4 Temmuz 1948 tarihinde ABD ile Ekonomik işbirliği Anlaşması imzalandı.

Hibeler:

Türkiye, Marshall Yardımları çerçevesinde 1948-1951 yılları arasında, ABD’den hibe olarak toplam 62 376 000 $ yardım almıştır.

Krediler:

Türkiye, aynı yıllar arasında, ABD’nden ödünç olarak yaklaşık 72 milyon dolar yardım almıştır.

Anlaşmaya göre; bu borçların ödenmesine 1952 Temmuzu’ndan itibaren başlanacaktır.

1952 yılından 1956 yılına kadar ABD’ye yalnız faiz tutarları ödenecek, o tarihten sonra da 35 sene süre ile %2.5 faizle gerek ana para, gerekse faizleri, bir arada ve eşit taksitlerle ödenerek borç kapatılacaktır.

Bunların karşılığında incirlik gibi askeri üsler alındı, petrol arama faaliyetlerimiz durduruldu, emekleme aşamasındaki uçak fabrikalarımız kapatıldı, yerli demiryolu hamlemiz takozlandı, tarım bağımsızlığımızda ilk gedik açıldı.
 
“Siz zahmet edip üretmeyin, yorulmayın, ben hepsini beleşe veririm” deniyordu.
 
Yardım ayağıyla, açları besliyor, tembelliğe alıştırıyor, yerli üretimi durduruyor, kendine bağımlı hale getiriyor, üstüne “sempatik” görünüyordu.
 
Bu tarihlerden sonra Anadolu tarihinde ilk kez “ÇOCUK FELCİ “ vakaları görüldü ve de sonraları çocuk felci aşısı ‘rutin aşılar’ arasına sokuldu.
 
Bu aşılarda bizlere büyük paralarla satıldı, 
 

O dönemlerde, geleceğimiz bir avuç süt tozuna gitti.

Asla Unutmayın!
 
Unutulan geçmiş, kaybedilmiş bir gelecektir.  …


Bir önceki yazımız olan Anne! Annem! Yine sensiz yine sessiz bir gün... başlıklı makalemizde anne, anneler günü ve Annem hakkında bilgiler verilmektedir.

Yazıyı Değerlendir
[Değerlendirme: 1 Ortalama 5]

Yorumlarınız benim için değerli